Sergiler
Geçmiş ve gelecek sergilerimizden haberdar olun. Sanatseverlerle buluşma noktalarımız.
2. AKDENİZ BİENALİ - MARE NOSTRUM
AKDENİZ AKDENİZ… Bu yıl ikinci edisyonu gerçekleştirilecek olan Akdeniz Bienali kavramsal çerçeve olarak “Akdeniz Akdeniz” başlığını tercih etmiştir. Bu başlık şiirsel göründüğü kadar sosyopolitik bir çeşitliliğe, kültürler arası etkileşime ve kadim bir tarihe de gönderme yapmaktadır. Zira Akdeniz, tarihsel süreç içerisinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış, nicelerinin yükselmesine, nicelerinin de sönmesine sahne olmuştur. Bu sebeple, genç bir bienal olan Akdeniz Bienali kendi adının yankısı da olan böylesi bir tercihi neye tanıklık ettiğinin ve sahip çıktığının farkındalığıyla kararlaştırmıştır. Antik Roma’nın adeta bir imparatorluk gölüne çevirdiği için Mare Nostrum (Bizim Deniz) ifadesiyle adlandırdığı Akdeniz’in dünyanın en büyük iç denizi olduğu bilinmektedir. Tarih boyunca çeşitli isimlerle anılmış Akdeniz, Avrupa, Asya ve Afrika gibi üç büyük kıtanın arasında yer alması dolayısıyla günümüz Batı dillerinde Mediterranean olarak adlandırılmıştır. Etimolojik olarak gene bir iç deniz olmasından ötürü Latincede medius (=orta) ile terra (=yer, toprak) terimlerinin birleşmesinden türemiş olan bu ad Mediterraneus olarak karşımıza çıkar. Antik Yunan ve Roma’dan Antik Mısır’a, Likya’dan Hitit’e hatta Babil İmparatorluğuna değin pek çok uygarlığa yuva olmuş bu coğrafya kadim bir mirasa sahiptir. Bölgenin önemli filozoflar ve peygamberler bölgesi olduğu; İbrahimi (İbrani) dinlerin (Musevilik, Hristiyanlık, Müslümanlık) bu bölgede doğup buradan dünyaya yayıldığı, antik yunan felsefesinden doğu felsefesine, hatta çağdaş felsefeye değin bütün düşünsel ve bilimsel gelişmelere ev sahipliği yaptığı da bilinmektedir. Örneğin Antik Yunan’ın ve Batı’nın ilk büyük tarihçisi Herodotos da bugün Bodrum olarak bilinen Halikarnassos’tandır. Ayrıca Rönesans gibi sanatsal ve Modernizm gibi topyekun kültürel bir sıçramanın kaynağında bu mirasın yattığını da hatırlamak gerekir. Üç büyük tektonik plaka ve bunların aralarında kalan büyük suyla karakterize olmuş Akdeniz’in günümüzde yirmi iki ülkede kıyısı bulunmakta; bu ülkelerin gerek tarihsel mirasları, gerek kültürel varlıkları, gerekse ticari faaliyetleri ve üretimleri bölgede önemli bir hareketlilik yaratmaktadır. Bu hareketliliğin yarattığı ilişkide olma haliyle ortaya çıkan etkileşim ise bu coğrafyayı renkli ve çekici kıldığı kadar jeopolitik sebeplerle gerilimli hale de getirmektedir. Zira neredeyse yarım yüzyılı aşan süredir Akdeniz’in doğu kıyılarında, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Filistin ve Gazze’de olduğu gibi, bölge biri biten diğeri başlayan savaşlara sahne olmaktadır. On üç alt denizi, yedi boğazı, on beş körfezi ve otuz altı adası bulunan bu Büyük Deniz kendi fiziki, coğrafi ve tarihi görüntüsünün çok daha ötesinde bir yerde durmaktadır. İlk insana dair öne sürülen Afrika’dan Çıkış Teorisine göre Afrika’dan Orta Doğu’ya, oradan Avrupa, Avusturalya, Asya ve Bering Boğazı üzerinden Amerika’ya göçüne kadar binlerce yıllık geçmişiyle insanlık tarihinin ana rahmidir neredeyse. Görüleceği üzere, çoğu anlatıda bölgeselmiş gibi tanımlanan, görülen bu coğrafya aslında topyekun kültürün doğup gelişip büyüyüp çoğaldığı bir medeniyet havzası, büyük, tarihsel ve kadim bir insanlık coğrafyasıdır. Bu sebeple Akdeniz yalnızca bir iç deniz ve kıyıları değil, yalnızca buralara bağlanan kültürel, ticarî yollar, hareketlilik ve çeşitlilik değil, Rönesans’tan Modernizme değin çok büyük sıçrama ve kırılmaların da havzasıdır. Bu vesileyle Akdenizli sanatı Akdeniz Bienalinde “Akdeniz Akdeniz” başlığıyla kuşatarak aidiyetini bölgeyle kuran ve sanatsal üretimleriyle dikkat çeken sanatçılarla Tarsus merkezli düzenlenen ve Mersin, Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye, Afşin, Antakya gibi oldukça geniş bir alana yayılan Akdeniz Bienali de tıpkı Büyük Akdeniz gibi kapsayıcı, kucaklayıcı ve birleştirici olma düsturuyla kültürler arası bir ölçekte, insana dair hiçbir şeye mesafe koymadan, bölgenin tarihinden beslenip, bir yandan yaşanan tarihe tanıklık ederken diğer yandan da geleceğe bırakmak üzere tarih yazmaktadır diyebiliriz.
Summer On The Line
Türkiye'nin önde gelen çağdaş sanat platformlarından Vision Art Platform'un, The Art Newspaper Turkey medya partnerliğinde hayata geçirdiği "Summer On the Line" sergisi, 31 Temmuz'a dek The Bodrum Edition'ın büyüleyici atmosferinde sanatseverlerle buluşuyor. Küratör Fırat Arapoğlu'nun titiz seçkisiyle, sekiz önemli sanatçının eserlerini bir araya getiren bu karma sergi, William Shakespeare'in ölümsüz eseri "Bir Yaz Gecesi Rüyası"na gönderme yaparak, izleyiciyi masalsı bir yolculuğa davet ediyor. Gerçeklik ile düş arasındaki ince çizgiyi sorgulayan, aşkın, fantezinin ve dönüşümün büyülü ormanında geçen bu edebi başyapıt, çağdaş sanatın incelikli dilinde yeniden hayat buluyor. Sergi, Shakespeare'in oyunundaki karakterlerin kendilerini mistik bir ormanda buldukları o eşsiz deneyimi, günümüz sanatsal ifadesiyle yeniden yorumluyor. Sanatçılar Aida Mahmudova, Semih Zeki, Lara Sayılgan, Ahmet Rüstem Ekici & Hakan Sorar, Esila Kocaoğlu, Gülveli Kaya ve Zeynep Çilek Çimen, her biri kendi özgün vizyonlarıyla, aşkın ve tutkunun labirentlerini, fantezinin sınırsızlığını ve insan ruhunun geçirdiği dönüşümleri keşfe çıkıyor. Bu eserler, bir yandan edebiyatın derinliklerinden ilham alırken, diğer yandan izleyiciyi, gerçekliğin dayatılmış sınırlarının ötesindeki düşsel alemlere taşıyor. Sergi alanı, tıpkı oyunun geçtiği orman gibi, bir yanılsamalar ve keşifler arenasına dönüşüyor; burada her köşe, bilinçaltının derinliklerine uzanan bir kapı aralıyor. Edebiyat ile çağdaş sanat arasında kurulan bu köprü, zamanın ötesine geçen evrensel bir diyalog yaratıyor. Ziyaretçiler, yüzyıllar ve kültürler boyunca geçerliliğini koruyan aşk, büyü ve çılgınlık gibi evrensel temalar üzerine düşünmeye davet ediliyor. "Summer On the Line", sadece bir sanat sergisi olmanın ötesinde, algılarımızı keskinleştiren, bizi kendi iç dünyamızla yüzleştiren ve varoluşun mistik katmanlarına doğru bir yolculuğa çıkaran derinlikli bir deneyim sunuyor. Her bir eser, izleyiciyi kendi "Yaz Gecesi Rüyası"nı keşfetmeye, gerçeklik ve rüya arasındaki uçurumu kendi yorumlarıyla doldurmaya teşvik ediyor.
Dünya ve Kadın I-II
"DÜNYA VE KADIN" başlıklı bu sergi, sanatseverleri haritacılığın kadim dilini resmin sonsuz olanaklarıyla buluşturan eşsiz bir yolculuğa davet ediyor. Sanatçı, coğrafyanın sembolik yüzeyini bir çıkış noktası olarak ele alırken, evrensel kadın figürünü tuvalin merkezine yerleştiriyor. Haritalardaki yerleşim alanları, ormanlık bölgeler ve sınır çizgileri gibi tanıdık semboller, burada yeniden biçimlendirilerek zamanın ve formun sonsuz olasılıklarına kapı aralıyor. Bu dönüşüm, kadının hem fiziksel hem de metafiziksel varoluşunu, onun kıtalar gibi genişleyen, değişen ve kendine özgü coğrafyalar yaratan formunu gözler önüne seriyor. Sanatçının fırçası altında, kadın figürü maddi ve manevi değerleriyle, içsel ve dışsal gerçeklikleriyle can buluyor. Her bir tuval, farklı ruhları içinde barındıran kadının derinliklerine inen, onun çok yönlü kimliğini sorgulayan bir ayna vazifesi görüyor. Renk, ritim ve kartografik sembollerin ustaca kullanımı, bilinçdışı bir eylemin tezahürü olarak resimlerin dokusunu oluşturuyor. Tatlıdan serte, sakinden çılgına uzanan geniş bir yelpazede karşımıza çıkan renkli kadın karakterler, her bir eserde yeni bir kimlikle kendi gerçekliklerini sunuyor. Her kadın, ayrı bir kıta, farklı bir iklim, kendine özgü bir toprak parçası; hem sınırları hem de sınırsızlığı temsil eden, çoklu siluetleri içinde barındıran bir coğrafya olarak beliriyor. Bu eserlerde, eklenen her bir detayın ilk anlamı dönüştürme gücü, izleyiciyi gerçek zamanda yeni düşler bulmaya teşvik ediyor. Harita düzlemindeki işaretler ve siluetler, plastik bir gerçeklik yaratırken, tuval üzerindeki süreçler farklı çağrışımlar, olası zamanlar ve bilinmezlikler yaratmayı amaçlıyor. Yoğun yaşanmışlık hissiyle biçimsel ölçütlerin geri plana itildiği anlar ile siluetlerin tüm ihtişamıyla ön plana çıktığı anlar arasında hassas bir denge kuruluyor. Sanatçı, rastlantı ve us'u bir araya getirerek, düşsel ve hayali bir dünyanın kurgusuna imza atıyor; boyanın ve bilgisayarın deneysel kullanımına izin vererek iç ve dış gerçekliğin çarpıcı bir birlikteliğini sunuyor. Yer yer ağır, keskin renkler veya harita skalasından ödünç alınan yapay tonlar, kadının ve resmin ruhsal ve bedensel hallerine bürünerek, bizleri bu çok katmanlı dünyaya davet ediyor. Bu yolculukta, izleyiciye düşen ise bu karakterlerle ve onların temsil ettiği olası dünyalarla yüzleşmek, kendi iç coğrafyasını yeniden keşfetmektir.