
Çember
"Çember" adlı bu eser, izleyiciyi alışılagelmiş haritacılık dilinin sınırlarından çıkarıp, mekanın ve aidiyetin çok katmanlı yapısını yeniden düşünmeye davet ediyor. Sanatçı, coğrafi formları ve sembolleri bilinçli bir yapıbozumuna uğratarak, bilindik bir topografyanın ötesinde, algısal ve duygusal bir harita oluşturma çabasına girişiyor. Burada harita, sadece fiziksel bir yönlendirici olmaktan çıkıp, içsel bir keşif rotasına, bir varoluşsal sorgulamanın görsel iz düşümüne dönüşüyor. Her bir çizgi, her bir boşluk, ezberlenmiş kent formlarının ötesinde, yeni bir okuma, yeni bir anlam katmanı sunuyor. Eserin genesisindeki ilham kaynağı, ilk kez sergilendiği İstanbul'un kadim semti Balat'ın eşsiz atmosferinde yatıyor. Balat'ın asırlık tarihini barındıran, daracık sokaklarında adeta zamanın katmanlaştığı, plansız ama organik bir büyümenin ürünü olan "çarpık kentleşme"si, bu resmin estetik duruşunu şekillendiriyor. Bu eklektik mimari doku, farklı kültürlerin, yaşamların ve mimari stillerin iç içe geçtiği, kendine özgü bir kaotik düzen barındırıyor. "Çember", Balat'ın bu dinamik, canlı ve bir o kadar da kırılgan yapısını, kendi yapıbozumcu diliyle yeniden yorumlayarak, kentin ruhunu adeta tuvaline hapsediyor. Sanatçı, harita dilini bir araç olarak kullanarak, kentsel dokunun sadece yüzeyde kalmayan, derinlerdeki anlam katmanlarını ortaya seriyor. "Çember", sadece bir kentin fiziksel haritasını değil, aynı zamanda kentsel yaşamın döngüsel doğasını, aidiyet arayışını ve sürekli dönüşen kimliğini de simgeliyor. Eser, izleyiciyi kendi zihninin haritasını çıkarma, kentle kurduğu ilişkiyi sorgulama ve yaşadığı mekanla kişisel bir diyalog kurmaya teşvik ediyor. Bu görsel yolculuk, izleyiciye sadece bir manzarayı değil, aynı zamanda derin bir içsel deneyimi ve kentsel estetiğe dair yenilikçi bir bakış açısını vaat ediyor.