
DAĞ, DENİZ, GÖKYÜZÜ
Sanatçının özgün paletinden yükselen “Dağ, Deniz, Gökyüzü” adlı eser, rastlantının ve deneyselliğin estetikle buluştuğu çarpıcı bir dışavurum örneğidir. Eserin oluşum sürecinde, fırça sürüşlerine tanınan sınırsız özgürlük, sanatçının iç dünyasındaki patlamayı tuvale aktarırken adeta bir katalizör görevi görmüştür. Akriliklerin canlılığı ile ziftin derin, katmanlı dokusunun alışılmadık birlikteliği, sanatçının kısa sürede tamamladığı bu esere benzersiz bir karakter kazandırmıştır. Malzemelerin beklenmedik uyumu, sanatçının içsel fırtınasını hem somut hem de soyut düzlemlerde gözler önüne serer. Tuval yüzeyinde dans eden kalınlı inceli fırça ritimleriyle şekillenen leke değerleri, bir içsel fırtınanın yansımalarını gösterir. Bu dışavurumcu topografya, izleyicide göğü ve denizi kıskıvrak saran, onları kendi kudretli varlığında sıkıştıran bir dağ imgesini uyandırır. Kompozisyon, alışılagelmiş peyzaj sınırlarını aşarak, doğanın ham ve ilkel gücünü, sanatçının sübjektif deneyimiyle yoğrulmuş bir şekilde aktarır. Eser, yalnızca görünenin ötesinde, hissedilen bir varoluşsal gerilimi ve uyumu bir arada barındırır.